Hz. Bahaullah’ın Ahit ve Misakı

yorumsuz
104 views

Hz. Bahaullah’ın Ahit ve Misakı

“Bu Gün, Tanrı’nın en güzel lütuflarının insanlar üzerine saçıldığı gündür. Bu Gün, Allah’ın en büyük inayetinin bütün yaratıklara zerk olunduğu gündür…”
– Bahai Yazıları

Bahai Dini, gelişi Hz. Bab tarafından müjdelenen ve tüm geçmiş çağların Vaat Ettiği Kimse olan Hz. Bahaullah’ın bu çağ için Allah’ın Yeni Bir Tanrı Mazharı olduğunu ilan etmesiyle başlamıştır. Bahai Dini’nin göze çarpan birlik ve bütünlüğü Hz. Bahaullah’ın, Kendisinin Vefatından sonra da kılavuzluğun devamlılığını güvence altına alan açık talimatlarından kaynaklanmaktadır. Ahit ve Misak olarak adlandırılan yönetim yetkisi, Hz. Bahaullah’ın ardından oğlu Hz. Abdülbaha’ya ve Hz. Abdülbaha’dan sonra da Kendisinin torunu olan Hz. Şevki Efendi’ye ve Hz. Bahaullah tarafından emredildiği şekilde Yüce Adalet Evi adlı kuruma geçmiştir. Bahailer, Hz. Bab ve Hz. Bahaullah’ın yanı sıra atanmış bu yönetim organının ilahi yetkisini de kabul ederler.

Hz. Bab – (1819-1850)

İsmi tarihe Arapça’da “Kapı” anlamına gelen Hz. Bab unvanıyla geçmiş olan Seyyid Ali Muhammed, Allah’ın bir Elçisi ve Bahai Dini’nin Müjdecisi’dir. Yaklaşık altı yıl süren Elçiliği boyunca insanlığın ruhani ve toplumsal yaşamını dönüşüme uğratan ilahi bir mesajın taşıyıcısı olduğunu ilan etmiş, barış ve adalet çağını başlatmıştır. Hz. Bab, müjdecisi olduğu ikinci bir Tanrı Mazharı’nın, yani Hz. Bahaullah’ın yolunu hazırlamıştır.

Anne ve baba tarafından Hz. Muhammed’in soyundan geldiği için “Seyyid” unvanını taşıyan Hz. Bab, 1819’da Şiraz’da dünyaya geldiğinde insanlık köklü değişimlere ve büyük devrimlere gebeydi. Bilim, sanat, felsefe ve din alanlarında yaşanan köklü değişimler tarım, endüstri ve ekonomide ani ve eşi görülmemiş meyvelerini vermek üzereydi. Bu durum kaçınılmaz olarak yerleşik toplumsal yapı ve ilişkilere meydan okuyordu. Dünya tarihinin en çalkantılı dönemlerinden birisi olan bu 19. yüzyılda bütün dünyada çeşitli dinlerin inananları insanlığın, gelişiminin yeni bir aşamasının dönüm noktasında olduğunu algılayıp birçoğu, Vaat Edilen Kimseyi tanıyabilmeleri için hararetle dua ederek Kendisinin yakında gelişine hazırlanmaktaydı. Bu nedenle Hz. Bab’ın yeni bir çağın doğuşuna yönelik yaptığı çağrı, toplumun her kesiminde büyük bir heyecan ve umut dalgası yarattı ve binlerce insanı cezbetti.

İnsanlığın bir dönüm noktasına geldiği o günlerde Hz. Bab İlahi bir Mesajın Taşıyıcısı olduğunu, Kendisine ilk inanan olan Molla Hüseyin’e 22 Mayıs 1844 akşamı ilan etti ve insanlığın yepyeni bir dönemin eşiğinde olduğunu duyurdu. Babi Dini’nin başlamasıyla tüm geçmiş çağlar boyunca Vaat Edilen Kimse’nin, yani Hz. Bahaullah’ın, daha sonra açıklayacağı Bahai Dini’nin de kapısı böylece açılmış oldu.

Hz. Bab’ın görevini ilk kez ilan ettiği o tarihi geceden sonraki birkaç hafta içinde on yedi kişi daha, kendi çabaları ve içlerinden gelen bir ilhamla O’nun makamını kabul ettiler ve Babi Dini’nin ilk inananları oldular. Bunu yaparken o güne dek yaşadıkları hayatın sunduğu rahatlık ve güvenlikten feragat ederek tüm dünya bağlılıklarından da kopuyorlardı.

Hz. Bab’ın bu ilk on sekiz takipçilerinden bir tanesi Türk asıllı ünlü kadın şair Tahire’dir.  Hz. Bab’a olan inancı nedeniyle türlü zorluklarla karşılaşmış olan Tahire’nin, tarihe geçmiş olan şu sözleri kadın ve erkek arasında tam bir eşitlik çağrısı yaptı ve geçmişi maziye gömmekte merkezi bir rol oynadı: “Beni istediğiniz zaman öldürebilirsiniz, fakat kadınların özgürleşmesini durduramazsınız.”

Hz. Bab asırlardır beklenen, adalet ve barışın hâkim olacağı yeni bir çağa açılan, sembolik bir kapı olmakla beraber aynı zamanda, Allah’ın Vahyini taşıyan bağımsız bir Tanrı Elçisi’ydi. Kendisine nazil olmuş Kutsal Yazılar, dualar ve hükümlerini ortaya koyduğu eserleri vardı. Ayrıca ruhani ve ahlaki dönüşüm çağrısına yanıt veren canlı bir topluma sahipti. O’nun yegâne amacı, insanların insanlık tarihinde yeni bir dönemin, yani bütün insan ırkının birleşmesine, ruhani ve maddi refahın sağlanacağı yeni bir dünya düzeninin doğuşuna tanıklık edecek bir Gün’ün başladığı gerçeğinin farkına varmalarını sağlamak ve insanlığı bu yeni Gün’e hazırlamaktı. Bu muazzam Gün’ün başka bir Tanrı Mazharı’nın aracılığıyla başlatılacağını bildiren Hz. Bab, bu Şahsiyet’i “Allah’ın izhar edeceği Kimse” olarak adlandırıyor ve Kendi görevinin de tüm geçmiş dinlerin gelişini Vaat Ettiği Kimse’nin artık geldiğini müjdelemek olduğunu ilan ediyordu.

Hz. Bab, Hz. Bahaullah’ın Habercisi idi. O’nun esas amacı insanlığı Hz. Bahaullah’ın gelişine hazırlamaktı. Dolayısıyla Bahailerin görüşüne göre Babi Dini, Bahai Dini’nin kuruluşu ile ikiz öneme sahiptir. Nitekim Hz. Bab ve Hz. Bahaullah için literatürde İkiz Mazharlar ifadesi kullanılır. Hz. Bahaullah’ın 1863 yılında Hz. Bab tarafından önceden haber verilen Vaat Edilen Kimse olduğunu ilan etmesiyle Babi Dini amacını gerçekleştirmiş oldu.

İran’daki yaygın ahlaki çöküntü ortamında Hz. Bab, baskı ve zorlama yerine sevgi ve şefkatle ruhani canlanmanın ve toplumsal ilerlemenin gerçekleşeceği mesajını verdi. Bu mesaj, her kesimden insanı etkiledi ve aralarında birçok din adamının da bulunduğu on binlerce insan Hz. Bab’ın çağrısını kabul etti. Hz. Bab’ın İran içinde ve dışında artan ünü ile kendi imtiyaz ve otoritelerinin sarsılacağından endişe duyan güç sahibi bazı kişiler ise Hz. Bab’ın mesajının yayılmasını engellemeye çalıştı ve Hz. Bab’ın şehirden şehre sürülerek birkaç kez hapsedilmesine sebep oldular. Hatta bazıları idam edilmesi fikriyle İran sarayına başvurdular.

1850 yılı geldiğinde İran tahtında iki yıldır Nasıreddin Şah oturuyordu. Bu genç hükümdar, Hz. Bab ile görüşmeyi planlayan ancak bunu gerçekleştiremeyen babası Muhammed Şah’ın ölümünden sonra, 17 yaşında tahta geçmiş ve devlet işlerini ise baş vezirinin ellerine bırakmıştı. Babi hareketinin yayılmasına bir nokta koymak isteyen baş vezir, özel olarak Tebriz’e çağırdığı bazı din adamlarından aldığı fetvaya dayanarak Hz. Bab’ın idam emrini verdi ve böylece Hz. Bab 9 Temmuz 1850 tarihinde olağanüstü trajik biçimde Tebriz’de halka açık olarak şehit edildi.

Hz. Bab’ın naaşı, 1909 yılında ebedi istirahatgâhı olacak binaya defnedildi. Bahai literatüründe Hz. Bab’ın Makamı olarak da geçen ve günümüzde her gece ışıklarla donatılan bu yapı, Bahailer için kutsal sayılan topraklarda yer alan Kermil Dağı’nda bulunur. Bu eşsiz yapıya dair aşağıdaki videoyu izlemek isteyebilirsiniz:

Hz. Bahaullah – (1817-1892)

Asıl adı Mirza Hüseyin Ali olan Hz. Bahaullah, 1817 yılında İran’ın başkenti Tahran’da dünyaya geldi. Babası Mirza Buzurg-i Nuri, İran Şahı’nın sarayında yüksek bir mevkii olan, varlıklı bir vezirdi. Babasının vefatından sonra Kendisine onun izinden yürümesi ve Şah’ın sarayındaki mevkiini kabul etmesi teklif edildiyse de Hz. Bahaullah bunu reddetti. Bu dünyanın unvan ve mevkilerinde gözü yoktu ve tüm enerjisini ve zamanını çeşitli hayırseverlik işlerine adamayı tercih etti. Bu sebeple 1840’lı yılların başlarında “Yoksulların Babası” olarak nam salmıştı. Fakat bu yaşam tarzı, 1844 yılında Babi hareketinin önde gelen savunucularından birisi olmasıyla birlikte hızla son buldu. 

Bahai Dini’nin habercisi olan Babi İnancı İran’ı bir kasırga misali kasıp kavurdu, birçok insan bu yeni inancı kabul etti ve dini otoritelerin yoğun zulümlerini harekete geçirdi. Babi İnancı’nın İlahi Elçisi Hz. Bab’ın idamından sonra Hz. Bahaullah tutuklandı ve Farsça’da “Siyah Çukur” anlamına gelen ve kötü koşulları ile tanınmış olan Siyah Çal zindanına hapsedildi. Yetkililer bunun Hz. Bahaullah’ın ölümü ile sonuçlanmasını umuyorlardı fakat bunun yerine o zindan yeni bir dinin doğuş yeri oldu. Zira dört ay kaldığı zindanda Hz. Bahaullah ilk Tanrı vahyini aldı. Böylelikle, Siyah Çal’ın karanlıkları ardından Gerçeklik Güneşi yükselmeye başladı. Buna rağmen Hz. Bahaullah vazifesini ilan etmek için Tanrı tarafından tayin olunmuş saatin gelişini bekledi.

Sosyal Medyada Paylaş Whatsapp Facebook Twitter Google+

Etiketler: , , , ,
Eklenme Tarihi: 4 Temmuz 2020

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın